top of page

SİZE ÇİÇEK GİBİ BİR BAHAR ROTASI

Güncelleme tarihi: 26 May 2021



Mayıs, ayların gülüdür,

taze bir çiçek dalıdır

İçerim ateş doludur;

Mayıs‘ta gönlüm delidir.



Mayıs şiirinde böyle diyor Sabahattin Ali.

Belki de Sinop Cezaevindeyken yazmıştır dışarıdaki baharı düşleyerek kim bilir?


Belki de mayıs ayında evlendiği için bu ayı ayların gülü olarak anmış.

Ne olursa olsun mayıs ayı insanı şevke getirir, hareket, coşku, yaşama sevinci verir.


Mayısta gönlü deli olmayanın kasım ayındaki halini de biz düşünmeyelim.


İşte size Mayıs ayı yavaştan sahneden çekilirken çiçek gibi bir bahar rotası.


Ankara-İstanbul arası hanginize sorsam en az bir kaç sefer gidip gelmiştir.

Son dönemde her ne kadar uçakla gidilip gelinse de araçla ya tatile giderken ya tatil dönüşü mutlaka geçmişsinizdir.


Ya yol üzerinde neler vardı desem?

Eskilerin belleğinde virajlarıyla ünlü Bolu dağı, daha gençlerimizde yeni tünel.

Aslında bir yere ulaşma kaygısı varken etrafımızda ne var ne yok pek de bakmayız.

İhtiyaç ve dinlenme molası dışında pek durmak da istemeyiz.



Bugün Ankara'dan İstanbul'a ya da tam tersi yola çıkacaklar için fark yaratacak bir rota öneriyorum.


AYAŞ-SAPANCA Turistik İpek yolu Koridoru...


Deyince pek bir şey anlamadık.


İpek yolu mu kaldı hocam diyenlere Ankara çıkışında navigasyona İstanbul yazın ve önerilen kuzey yönünü değil, Sincan'dan geçerek Kuzeybatıya doğru kıvrılan diğer yolu seçin diyeceğim.


İşte manzaranız birdenbire değişti. Otoyollar ücretsiz geçişler yetişme telaşı beton mimari, kalabalık, gürültü navigasyonunuzun seçtiği rotada, geride kaldı.


Peki siz neyi seçtiniz.


Huzuru seçtiniz aziz dostum. Tarihi bir yolda kervanların izinden gitmeyi seçtiniz.

Bin yıldır dervişlerin, kervanların, tüccarların, hayvan sürülerinin gelip geçtiği ayak izlerini bıraktığı bir güzergah.


Bin Yıldır ekilip biçilen, verimli bereketli.

Bu aralar geçerseniz Ayaş'ta domateslerin kızardığını ve ürün alınmaya başladığını görürsünüz.

Yazın tatil dönüşü geçiyorsanız arabada Ayaş domatesinden yapılmış ev yapımı salçalar için de yer bırakın.

Yazın dut mevsimine yetişirseniz ve şansınız da varsa dut festivaline de denk gelebilirsiniz.

Sakin sessiz sokaklarından geçerken, geleneksel Ayaş evleri arasında yürüyün ve gökyüzünde asılı kalan bin yıllık sesi dinleyin.

Sanmayın ki ses kesilecek. Beypazarı yolunda gitgide artarak kulaklarınızı çınlatmaya devam edecek.


Buyurun Beypazarı Belediyesinin sizin için duyurusuna kulak verelim hep beraber:


Beypazarı, Ankara-İstanbul yolu üzerinde bulunan Sincan-Yenikent yol ayrımından devam edilerek, Yenikent istikametinden Ayaş-Beypazarı yoluna çıkılır. Beypazarı; Ankara´dan 100 km, İstanbul´dan 320 km uzaklıktadır. Beypazarı Belediyesi ücretsiz rehberlik hizmetiyle sizlere her konuda yardımcı olmaya hazırdır.


Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının kunduracıların, semercilerin imaret meydanında hala çalışıyor olduklarını göreceksiniz. Anadolu'nun yüzlerce sene öncesinden kalma tatları, lezzetleri, insanıyla Beypazarı'nı daha önce görmediyseniz şaşıracağınızdan ve daha önce niye buradan geçmedik diyeceğinizden eminim.


Şimdi sırada Nallıhan var.


Nallıhan dağları çam ormanları ve meşeliklerle kaplıdır. Bölgede bulunan küçük akarsular ilçenin Eskişehir ile sınırını oluşturan Sakarya nehrine dökülürler. İlçenin iki önemli akarsuyu Nallıhan çayı ve Aladağ çayıdır. İlçe İç Anadolu ve Batı Karadeniz bölgelerinin iklim özelliklerini taşır.

İlçenin mesire yerleri koruma altına alınmış olup, halka açıktır.

Tapduk Emre, Yunus Emre'ye ormandan dergâhın odunlarını kesip getirme ve istif işini verir. Yunus Emre'nin dergâhı için, gidip odunların en düzgünlerinden özenle seçtiği ormanlar hangileri derseniz:

Batıda Andız (1420 m), kuzeyde Sarıçalı (1740 m), doğuda Karageriş (1507 m) ve güneyde Sündiken (1800 m). Birisinden biri diyeceğim.

Zira Nallıhan'ın dört köşesi dağlarla ve çam ormanlarıyla çevrili.


Nallıhan bitti mi diyenlere bir de sulak alanlardan dolayı kuş cenneti var diyeyim de merakınız iyice depreşsin.


46 Km sonra Sakin Şehir Mudurnu'ya geliyorsunuz.


Mudurnu evleri, eski Türk evleri bakımından önemli bir özelliğe sahiptir. Mudurnu ilçesi kentsel sit alanında da 208 adet tescilli konut vardır.

Mudurnu Yıldırım Bayezid Camii, Mudurnu Kanuni Camii, Mudurnu Yıldırım Bayezid Hamamı, Büyüklüğü, taç kapısı ve kubbe geçişleriyle erken dönem Osmanlı hamamlarının en orijinal ve güzel örneklerinden birisidir.

2018 yılı Mart ayında "CITTA SLOW-SAKİN ŞEHİR" ilan edilmiştir. Ayrıca "Tarihi Ahi Kenti" adı ile "UNESCO-Dünya Kültürel Mirası geçici listesine alınmış olup, esas listeye adaylık süreci devam etmektedir.


Hala varlığını sürdüren,, kültürünün ve geleneklerinin gereklerini yerine getiren Ahilik kurumu da Mudurnu'da yaşatılmaya devam ediyor diyelim kente çok yakın kaplıca merkezinde konaklama imkanı da var. Dilerseniz kaplıcanın bulunduğu tesiste yatın, dilerseniz kaplıcadan sonra kent merkezindeki konak pansiyonlardan birinde kalın ama ayrılmadan önce Bayezid camii Hamamının taç kapısını görmeden gitmeyin.


Mudurnu Göynük arası 50 km.lik bir yoldur ama beni dinlerseniz yoldan azıcık daha sapın ve Sünnet Gölü Tabiat Parkı'na uğrayın, pişman olmazsınız.


Bir sakin şehirden diğerine. Sıra Göynük'te.

Geleneksel evleri, çarşısı, Gazi Süleyman Paşa Camisi, Akşemsettin Türbesi, halâ varlığını koruyan insan sıcaklığıyla Göynük'te sabah ezanıyla dere ve kuş sesleriyle uyanmak gibisi yoktur.


Göynük ilçemiz sahip olduğu değerleriyle 2017 yılı başında "Citta-Slow (Sakin Şehir) Göynük" ilan edilmiştir.


Rotamızın üzerinde yine bir Osmanlı şehri var.

Taraklı.


Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bahsedildiği üzere İlçede halkın şimşir kaşık ve tarak yapması nedeniyle adının Yenice Tarakçı olarak anıldığı belirtilmektedir. Bu isim zamanla halk dilinde Taraklı olarak değişmiştir.

Etrafı yüksek dağlarla çevrili geleneksel mimariye sahip evleriyle Yavuz sultan Selim'in Mısır seferi sırasında veziri Yunus Paşa'ya yaptırdığı Yunus Paşa Camisiyle Osmanlı'nın en eski izlerini taşıyan beldelerden biri.

Taraklı Evleri, uzun yıllar ayakta kalabilmiştir. Üstelik yemyeşil bir doğanın içinde yer almaktadır. Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarının yamaçları ile bu iki tepe arasındaki vadide kurulu, Taraklı ’ya, Göynük cihetinden gelen dere de ayrı bir güzellik katmaktadır. Tarihi evlerin bazıları 3 asrın üzerindedir. Bu evlerin genel karakteristiği Osmanlı şehir dokusunu oluşturan üç katlı ev biçimidir.

Sadece buğdaydan nasıl tatlı bir ürün elde edilir derseniz, Taraklı'ya gelin ve Uhut'u deneyin.

Hatırlatmam lazım ki yapma işlemi günler süren bir yiyecek.

Taraklı' daki pansiyona çevrilen konaklardan birinde kalabilirsiniz. Belde 150 yatak kapasitesine sahip.


Rotamızı kuzeye doğru çevirme zamanı geldi.

Taraklı Sapanca arası yolumuz 60 km.

Ama arada uğramadan geçmeyeceğimiz bir beldemiz Geyve var.



Sakarya nehrinin bereketiyle yetişen meyveleri (elma, ayva, şeftali kiraz) , sebzeleri özellikle

kerevizi, yeşil doğası, şifalı sularıyla ünlü bir şehrimiz.

Bir de tabi ki Sezai Karakoç'un Meşhur Mona Rosa şiiri:


Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.

Kanadı kırık kuş merhamet ister.

Ah senin yüzünden kana batacak.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.


Ve rotamızın en son ve en zengin duraklarından biri Sapanca.


Gölünden ayrı düşünülemez.

Havzası 252 kilometrekaredir. Yüzölçümü 47 kilometre karedir. Doğu batı Uzunluğu 17 kilometredir. Kuzey-güney genişliği 5 kilometredir.


Kırkpınar ve Kurtköy beldeleri en çok ziyaret edilen yerlerden. Kurtköy'de dereler, geniş piknik alanları, alabalık çiftlikleri ve restoranlar bulunuyor. Buraya ayrıca Sapanca'nın meyve bahçesi desek çok da yanılmış olmayız. Kırkpınar'da ise daha çok yeşillikler içinde ve rahat yürüyüş alanları var. Bölgedeki restoran ve kafeler de çok tercih ediliyor.

Sapanca'da göl kenarından başka mesire yeri olarak Maşukiye yoluna doğru çıkarken yolun her iki yanında kurulan alabalık üretim tesisleri ve restoranlar da var. Alabalık; ızgara, güveç, mısır ununda tavada ve kiremitte yapılıyor.

100'den fazla çeşit bitkiyi görebileceğiniz Sapanca, sadece bu özelliğiyle bile görülmeye değer. Sapanca'nın misafirlerine sunduğu derin sakinlik ve huzurda, bu bitki çeşitliliğinin de büyük rolü var.

Ayrıca göl kenarında konaklama imkanı sunan pek çok tesis mevcut.


İstanbul Ankara arasında ister yolunuzu şöyle bir değiştirerek bambaşka zamanlara, bambaşka coğrafyalara , bambaşka bir dünyaya, bambaşka bir gözle bakmanız mümkün.


Yaz başlarken tabi ki aklımızda Ege'nin Akdeniz'in çam ormanlarından geçerek, inci mercan koylarına doğru denize ve sahillere ulaşmak geliyor biliyorum fakat işte size gerek tatil yolunda gerek dönüş yolunda Ankara İstanbul arası otoyoldan çıkarak keşfedebileceğiniz

çiçek gibi bir rota.




Konaklama, yeme içme, gezilecek yerler noktasında belediyelerin resmi sayfalarına bakmanızı tavsiye ederim.

Önerdiğim rotada yüzlerce seneden beri bozulmadan, değişmeden, ön yargısız, çıkarsız, sizleri ağırlayan, misafir eden, sıcak kanlı, samimi, dürüst, Anadolu'nun kültürünü, geleneklerini halâ yaşatan insanlar göreceksiniz.


Sakın şaşırmayın.

Dönüşte fakire bir dua etmeyi de unutmayın...
























Comments


Post: Blog2_Post

KÖŞE BUCAK ANADOLU

buradan kaydolun

Kaydolduğunuz için teşekkür ederiz.

©2020 by KÖŞE BUCAK ANADOLU

bottom of page