top of page

KUDÜS,JERUSALEM, YERUŞALİM: İNSANLIĞIN KALP ÇAKRASI



İnsanlık tarihi derken insanoğlunun fiziksel evrimini ve bu gelişim çizgisi içinde tarihsel aşamalarını ve dönüşümlerini anlarız genellikle.

Tarihsel bir ilerleme olarak yorumlarız İnsanlık tarihini. Dolayısıyla bir Uygarlık Tarihi olarak değerlendiririz.

Malumunuz Uygarlık Tarihini de genellikle beslenme ve barınma gibi ihtiyaçların karşılanması için insanların bir araya gelerek beraber yaşam kültürünü geliştirmeleri olarak anladık.



Bu arada toplumsal ilişkiler, davranış biçimleri, ilkel ve maddesel olandan daha karmaşık ruhsal inanç sistemleri belirmeye başladı diye öğrendik.

Genellikle arkeolojik bulgular da bu yönde olduğu için bilimsel olarak da bu ispatlı ön kabullerle

İnsanlık ve Uygarlık tarihini anlamaya gayret ettik.


Nereden geliyor insanlık, hangi durakları geçtik ve hangi ufuklara doğru gidiyoruz?


Bu soruların hepimiz için malum ve herkesin kabul edeceği bilimsel,

ilerlemeci ve tarihselci açıklamaları var elbette.


Genelde bizler şehirleri anlatırken, tarihinden başlar, coğrafyasına, doğal yaşamına, iklimine ve bitki örtüsüne değinir, ekonomik faaliyetlerini anlatır, insanların yaşamlarını nasıl sürdürdüğünü, kültürünü, adet ve geleneklerini, olmazsa olmazlarını anlatır, tarihi boyunca hangi uygarlıkların gelip geçtiğinden, o şehirde ünlü kimlerin doğduğundan, yaşadığından dem vururuz.


Uzunca bir giriş oldu ama mevzu Kudüs olunca gerekliydi.


İnternette ister Kudüs, ister Jerusalem , ister Yerushalem yazın, binlerce sayfa bilgi bulacaksınız.


Tüm insanlık tarihi sanki derlenmiş toplanmış, bu küçücük şehrin surlarının içinde dürülmüştür.


Shalim (Šalām, Shalem, Ugaritçe: 𐎌𐎍𐎎, romanize edilmiş: ŠLM),


Hangi dile bakarsanız bu şehrin adının SLM harfleriyle barışı temsil ettiğini hemen görürsünüz.


Fakat tarih boyunca barış günlerinin de pek sınırlı olduğunu, şehrin tarihinin, insanlık tarihi boyunca bu coğrafyada yaşayan dillerin, dinlerin, ırkların ve kültürlerin dolayısıyla insanlığın savaş ve mücadele olduğunu hep gördük ve görmekteyiz.


Bu mücadelenin, savaşların, yıkımların, farklılıklara zenginlik gözüyle değil , kindarlık, öfke ve ötekileştirmeyle bakmamızdan kaynaklandığı da gün gibi aşikardır.


Benim dilim. senin dilin.

Benim ırkım, senin ırkın.

Benim dinim, senin dinin.


Bu, öteki gören, düşmanlığı körükleyen, kin besleyen, farklılıkları kabul etmek yerine yok etmek isteyen bakış açısı, bu göz,

uygarlıklar kurmuş, şehirler imar etmiş, ekonomiyi ve konforu getirmiştir.

Aynı zamanda insanı insanlıktan çıkaran, öteki ve düşman gördüğü için, yakan yıkan bizi insanlığımızdan eden yine bu bakış açısıdır.


Ne yapıyorduk?


Şehirleri gezerken bunların hepsini kendimize hatırlatıyorduk.


Adı Selamdan, Barıştan, Özgürlükten gelen bir şehir tarih boyunca neden bunca savaşa,

kıyıma, düşmanlaşmaya ve kan dökülmesine sebep oldu.


Aslında cevabı çok basit,

Kendisini diğerinden ayrı ve üstün görme.


Sen ve ben bakışı.

Yani sen sensin, ben benim algısı.


Aradaki bağı kuramama.


Tüm insanlığın birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğunu anlayamama.


Böldük, parçaladık, ayrı gördük.


Kutsallaştırdık.


Asıl önem vermek gerekenin insan olduğunu unutarak, toprağı kutsallaştırdık,

şehirleri kutsallaştırdık, mekanları, yapıları,

binaları, tapınakları kutsallaştırdık

ve dünyada hiçbir zaman sahiplenemeyeceğimiz şeyler için savaşmayı seçtik.


Seçimi birleştirmekten, kardeşlikten, sevmekten yana değil,

bölmekten, ayrı görmekten, düşman görmekten yana yaptık.


Bir başkası yapmadı bizatihi biz yaptık.


Dünyayı insanlar gibi düşünmek lazımdır bir bütün, bir beden bir vücut olarak.

Şehirleri de bu vücudun organları gibi.


İşte böyle düşündüğümüzde KUDÜS kalbe karşılık gelir.


Kalp bedenin maddi ve manevi dinamosudur.


Aslında kalp her atışında madden kan pompalasa da manen, ruhsal olarak sevgi pompalar.


İnsanın madde olarak enerjisi kan ise de, manevi olarak sevgidir.


İnsanlık tarihi nerelerden gelir, nerelere gider ben bilmem.


Daha ne savaşlar, ne yokluklar, ne yıkımlar, ne katliamlar görülecektir ,

onu da bilmemiz mümkün değil.


Ama dünya savaşlarının sebebinin bir diğerini ayrı görmek ve düşmanlaşmak olduğunu,

ancak bunun ilacının da kendinden ayrı görmemek

ve şartsız koşulsuz sevmek olduğunu gayet iyi biliriz.


Kudüs Kalp çakrasıdır dedik yazının başlığında.


Aslında Kudüs'ü ziyaret etmek, işte bu kalp çakrasını aktifleştirmektir.


Bunu yapmak için de ne Kudüs'e kadar gitmeye,

ne de metodik bir takım ritüellere ve uygulamalara gerek yoktur.


Şartsız koşulsuz sevmek, kabul etmek, hoş görmek,

kendinden ayrı görmemek, eleştirmemek,

yargılamamak, ön yargılarla hareket etmemek,

insanları, diline, dinine, ırkına, kültürüne,

derisinin rengine, parasına, makamına göre ayrıştırmamak.


İşte kalbini sevgiye açmanın ön koşulları bunlardır.


Selam, barış hali de böylelikle yeşermeye başlar,


İşte o zaman Kudüs isminin gerektirdiği gibi bir barış şehri olur.


Şehirlerin tarihi de tıpkı diğer meseller gibi misaldir bizlere.

Masallar, meseller, misaller,

hep bizi bize anlatır.


Kudüs'ü anlamak istiyorsan kalbini anlamalısın.

Kudüs'ü ziyaret etmek istiyorsan kendi kalbinden başlamalısın.


Kendi bedeninde Selamı ve Barışı görmek istiyorsan,

önce kendi kalbindeki ayrı görmeyi, düşmanlaşmayı,

eleştirmeyi, yargılamayı bitirmeli,

kalbini sonsuz ve koşulsuz sevgiye açmalı,

seni seviyorum diyebilmelisin.


Milyonlarca insan Kudüs'ü ziyaret eder.

Her inanç grubu kendi mahallesini gezer, kendi mabetlerini ziyaret eder.

Müslüman olan sadece Müslüman mahallesini, Mescid-i Aksa'yı, Kubbetüs Sahra'yı ,

Hristiyan gruplar Çile Yolu'nu ve bu yol üzerindeki kiliseleri,

Musevi olanlar ise efsanevi Süleyman Mabedinden kalan kısmı ziyaret eder.

Hep sen. ben, benim dinim senin dinin.


Peki biz ne yapıyoruz günlük yaşamımızda?

İnsanları böyle ayırmıyor muyuz?

Daha ne ayrımlar, ne sınıflandırmalar?

Parasına göre, makamına göre, siyasi fikrine göre, tutuğu takıma göre,

Hobilerine göre, kılık kıyafetine göre, bindiği arabaya, dinlediği müziğe göre.


Daha siz getirin gerisini.


İşte durumumuz budur.

Bu ayırmayla, hor görmeyle, küçük ya da büyük görmeyle,

bu öteki algısıyla neye zarar veriyoruz?

Öncelikle kendimize, kendi beden birliğimiz ve bütünlüğümüze, sağlığımıza.

Sonra, yaydığımız kin, kıskançlık, düşmanlıktan kaynaklı negatif enerji ile

önce yakın çevremize, ailemize ve daha sonra da elbette dünya barış ve birlik bilincine.


sen ben diyerek farklı görmemizden yayılan rahatsız edici

ikilik kokusuyla gezdikçe, yürüdükçe insanlar bu kokuyu almaz zannederiz ama

emin olun ki bu koku çooook uzaklardan dahi duyulur.

Çünkü uzaklık ve yakınlık bizim algımızdır sadece.

Ne birbirimizden farkımız ne de ayrımız gayrımız vardır.

Bu yüzden düşüncelerimiz dahi o kadar geniş alanlara ulaşır ki

bu bilinçlerle tahmin etmemiz mümkün değildir.



Kudüs'ü görür müsün, gezer misin, ziyaret eder misin,

ettiğinde kendi dilinde ve meşrebinde ne dualar edersin bilmem,


ama şunu gayet iyi bilirim ki,

kalbinden, ayrı görmeyi, ötekileştirmeyi,

düşmanlaşmayı silip atmadıkça, insanları dinine, ırkına, diline,

derisinin rengine göre ayırmaya bir son vermedikçe

senin KUDÜS' 'ün, KALBİN çatışmadan, kavgadan döğüşten,

bu karışıklık ve kargaşanın sebep olduğu,

kaygı, endişe, korku ve kuşkulardan kurtulamayacaktır.


En kısa zamanda önce kendi bedenimizde ve KALBİMİZDE

sonra da dünyanın kalbi olan KUDÜS'TE ve tabi ki tüm dünyada

Selam, barış, huzur, birlik, bütünlük bilincinin tohumları ekilsin ki

Bu bilinç tohumları bir an önce yeşermeye ve filizlenmeye başlasın.


Kalın sağlıcakla...




























 
 
 

Comments


Post: Blog2_Post

KÖŞE BUCAK ANADOLU

buradan kaydolun

Kaydolduğunuz için teşekkür ederiz.

©2020 by KÖŞE BUCAK ANADOLU

bottom of page