BİR ANADOLU AYDINLANMASI BİLİM MABEDİ SİVAS
- Gökhan Demir
- 7 Eki 2024
- 3 dakikada okunur

Değerli Dostlar,
Gelin bugün Sivas'a gidelim.
Kimimiz için yakın tarih ve coğrafya iken,
kimimiz için pek bir uzak.
Hristiyanlar için Kırk şehit efsanesinin
vuku bulduğu kutsal SEBASTEA şehri iken. Selçuklular için ipek yolu üstünde bir zengin bir geçiş şehri ve sonrasında da kalıcı bir durak.
Anadolu aydınlanması deyince elbette aklımıza 12. ve 13. yüzyıllarda Anaadolu'da gerçekleşen maddi ve manevi ilerleme geliyor.
Yağmalar, yıkımlar ve zor günler arasında inşa edilen ince, estetik bir görsel bir şölen karşılaşıyor bizi Sivas'ta.
Dönemin en gelişmiş eğitim kurumları medreseler.
Karmakarışık siyasi gündemlerin, taht kavgalarının ve mezhep çekişmelerinin
tam ortasında inci gibi parıldayan estetik mucizeler ve pırlanta gibi bilim insanları,
ve elbette tüm bu kaosun ortasından yükselen bir aydınlık.
Tıp, fizik, matematik, geometri, astronomi eğitimi alan seçilmiş parlak öğrenciler
ve her birisi yağmadan ve yıkımdan kaçarak buraya sığınan özgün öğretmenler.
Ve pek tabi ki tüm bu sisteme finansal olarak destek veren siyasi ilerici bir öngörü.
Bazen pek de bakmadığımız için bu aydınlanmayı biraz hafife alıyormuşuz gibi geliyor.
Hiç bir şeyin tesadüf olmadığı ön kabulü ile yola çıkınca
Beş yüz sene sonra yine karanlık bir başka zaman diliminde
SİVAS KONGRESİ'nin de
burada toplanmasını hiç yadırgamıyoruz.
Yıl 1920 .
Yine yıkım, yine işgal, yine umutsuzluk ve karamsarlık günleri.
Kurtuluş için umut ışığı yakılan şehirlerden biri yine ve yeniden Sivas.
Tarih tekerrürden ibaret mi bilmeyiz ama biliriz ki her olumsuz görünenin
ve her zorluğun ardında bir kolaylık ve sonunda da bir ikram vardır.
İşte yaklaşan Moğol tehlikesi ile yurtlarını terk eden aydınlık insanlar
Anadolu'ya gelerek burada Anadolu Aydınlanmasının ışığını yaktılar.
Böylelikle içeriği bir yana , ince emek işçiliğiyle taşı mücevher gibi işleyerek
göz zevkimizi okşayan taç kapıları ile ışıldayan sanat eserlerini ortaya çıkmasını sağladılar.
Parça bütüne bağlıdır ve bütünde görünür.
Göz alıcı detaylar sağlam bir maddi manevi bütünlük olmadan
bir araya gelemez.
İşte Anadolu 12. ve 13. yüzyılda bu bütüne erişmişti.
Sanatçısıyla, meslek sahipleri ile, bilim insanları,
öğrencileri, iktidar sahipleri ile bir bütün halinde kenetlendi insanlar.
Ve inanılmaz eserler meydana getirdiler.
Şimdi bize bir turistik rota olarak kalan bu sanat eserleri
nasıl bir birliğin ve bütünlüğün ortak sonucuydu şimdi hayal etmek bile zor.
Zamanımızda başarı, uzmanlık, eser yaratma öylesine bireyselleşti ki,
Ortak çalışmanın, ortak üretmenin, işbirliğinin ve yardımlaşmanın adeta ipi çekildi.
Her başarı kişiye özel.
İşin altına imza atma çabası içindeyiz.
Bu düşünce yapısından kurtulmanın en basit yolu aynı hedefle birleşmek.
Ama her hangi bir tehdit henüz yaklaşmadan.
Birleşebilmek ve birlikte üretmek için illa bir tehdit olmasına
gerek yok diye düşünüyorum.
Birlik bilinci orada öylesine bizi beklemekte.
Ayrılıklardan, farklılıklardan, özgünlükten ve özgürlükten
korkmayanların erişebileceği bir bilinç bu.
DÜŞMANLIĞI değil SEVGİYİ öne çıkaran bir bilinç.
İşte bu içi boş ve nefret üreten siyaset ve mezhep ayrılıkları yüzünden
çok yakın zamanda sanatçıların yazar ve şairlerin Sivas'ta
gözlerimizin önünde canlı canlı yakıldığına
tanık olmadık mı?
Yaz sıcağında susuz kalmasın diye sokaklara su ve gıda koyan o vicdanlı
insanlar beş yüz sene içinde sanki canı kendileri vermiş gibi gözlerimizin önünde
birer cellata dönüşmedi mi?
Anadolu Aydınlanması geçen yüzyıllarla beraber hangi ara Anadolu ateşine dönüştü?
Değerli dostlar Sivas'ın bir Selçuklu bilim mabedi olduğu zamanlara
çok dikkatli bakmak gerektiğini düşünüyorum.
O yapılar, o insanlar, o siyasetçiler idareciler, o meslek sahipleri
hangi vizyonla başardılar bu işleri ve böylesine kalıcı ve etkileyici eserler üretebildiler.
Şapkayı önümüze koyarak düşünmeli, anlamaya çalışmalıyız.
Zor zamanlar üreticiliği, işbirliğini ve yardımlaşmayı tetikler Amenna.
Ama bu göze bu bakışa gelmek için illa zor zamanları mı beklemeliyiz?
Sivas bana bunları düşündürdü.
Gidip gördüğünüzde size neler düşündürür bilemem.
Ancak bildiğim bir şey varsa,
Şehirlerin dili vardır ve o dili anlamaya çalıştığınızda
size ne hikayeler anlatacaklardır.
Dinlemesini bilene,
Can kulağıyla dinleyene...
bir başka yazıda görüşmek üzere
Esen Kalın...
Comentários